Çarşamba, Kasım 18, 2009

Bir şarkı yazabilseydim - Bölüm 2 - Grand Avenue, The Outside

Pek de güzel şarkı...Sevdim bu grubu.Zaten Danimarka'ya gidesim var bu ara (büyük Kuzey Avrupa turumun bir parçası olarak...Kar-buz içinde debelenerek günlerce yürümek, fotoğraf çekmek sonra bir akşam kocaman polar battaniyeme sarınıp kutup ışıklarını izleyerek uyumak istiyorum.Ha bir de Finlandıya'lı metalcilerle tanışmak...)

Bir de ufak bir bilgi...Orta çağ resim sanatında görünen detaycılık güney ülkelerine göre daha güçlüdür.Örnek ver deseniz veremem sanat tarihi kitabımı karıştırmadan.Amma velakin bu durumun sebebini açıklayabilirim.Kuzen Avrupa ülkelerinde kışlar çok sert geçtiğinden, bu insanlar günlerce, aylarca dışarı çıkmazlarmış.Güney kebap tabii...İtalya'nın kışından ne olacak, iki çiziktir çık gez.

Neyse ben yazsaydım dediğim şarkı sözleri şöyle :


fallin' in, fallin' out
i keep fallin' in and out of sleep
i try to keep an open mind
as it all comes back to me
if only i could
find a way through here

i can feel it rushing through me
all these thoughts of no real meaning
they're in my head i can't control it
if only i could see this from the outside

turning on, turning off
the light that shines on me
i feel i'm gonna loose my ground
it's slipping underneath me
i'll try my best
to leave it all behind

i can feel it rushing through me
all these thoughts of no real meaning
they're in my head i can't control it
if only i could see this from the outside

sneakin' in, creepin' out
cause i don't want you to notice
i'm slowly starting to give in
it's in my hands, i can't hold it
if only i could
feel you now

Salı, Kasım 17, 2009

Kuş kaçmış...

Hıck...

Kuş kaçmış...

Yok hıçkırık değil bu, ağlama efekti, yok ama ağlamıyorum.

Sadece bugün fren balatalarından bahsederken aklıma o güzel diyalog geldi.

..............

Bugün babamın doğum günüydü, daha doğrusu dün oldu artık değil mi...

Olsun benim için her gün onların varlıklarını kutladığım gün...Doğum günlerinde sadece bu işi topluca yapıyoruz.

..............

Şu kuş kaçması olayı canımı sıktı.

Şizofrenik & Manik-Depresif

Sevgili günlük,

Bir günü diğerini tutmayan insana ne denir?

Bazı normal insanlar var etrafımda; ne zaman görsem, konuşsam aynı modda, aynı şeylerden keyif alan, aynı şeylere sevinen, aynı şeylere sıkılan...Gıpta ediyorum bu insanlara.Aferin onlara.(Yoksa çok mu sıkıcılar? -Hayır ben daha sıkıcıyım.)

Anne, ben ne zaman normal olacağım?

-Olsun yavrum biz seni böyle de seviyoruz.

-Ben de kendimi böyle seviyorum.

Cumartesi, Kasım 14, 2009

Cumartesi günü düşünce fırtınaları...

Düşünce fırtınası 1 : Gariplik

Nedensiz-karşılıksız-beklentisiz-zamansız sevmek ne garip bir şey...Küçükken de olurdu, geçiyor bir süre sonra.Bir insanın suratına bakıp "beni sevmiyor" dedikten sonra hala bunları hissediyor olmak...Etrafında pervane olan gerzek bir kızı izleyip kıskanmak...4 sene boyunca beraber gidilmiş olan sinemaya yine "beraber" gidip, ayrı yerlerde oturmak, ve film arasında iki laf edememek...Filmden sonra "beraber" bir kafede oturup sesini uzaktan dinlemek...Onun olduğu bir ortamda başka adamlara bakabilmek (evet gerçekten varlarmış)...Ve her cumartesi, neredeyse her hafta içi olduğu gibi, yalnızca biraz daha yoğun olarak, aynı hayali kurmak...Garip...


Düşünce fırtınası 2 : Yuppi?!





Veee sevgili günlük, birileri belki bu konuda çok sıkıntı içinde ama terkedilmiş olduğum ve sonrasında beni tam 19 saat duraksız ağlatabilmiş bir konuşmanın geçtiği kafenin kapandığını öğrendim.Dahası, yerine çok güzel anılarımın olduğu, hala da çok sık gittiğim kafenin bir şubesi açılıyor bunun yerine.Üzgünüm kapatan sevgili insanlar, ama inanın çok sevindim.Tek sorun, iyi kahve içilebilecek bir yer kalmamış olması...Neyse kahve içen bir insan değilim, sadece kızlarla ortak sevdiğimiz kalan tek yerdi.

Düşünce fırtınası 3 : 2012

Bence iyiydi...Tam tahmin ettiğim üzere filmden bir şeyler bekleyen arkadaşlarımız filmin rezalet olduğu kanaatine vardılar.Ama benim gibi sadece heyecan ve görsellik arayan arkadaşlar (ki benden başka 1 kişi vardı böyle), çok beğendik.Film başladıktan kısa bir süre sonra başlayan heyecan filmin son 2 dakikasına kadar dinmedi.Sürekli bir kalp çarpıntısı ve babaannem gibi iç çekmeler falan, filmin tansiyonunun hiç düşmemiş olmasından kaynaklanıyordu.Yanımda tek oturan çocukla tanışamadık, zaten ilgimi de çekmedi.Neyse filmden bahsediyordum...Bu filmde bile mantık arayan insanlara sesleniyorum : merhaba (nasıl sesleneceğimi bilemedim).
Ayrıca filmde 4+2 alınmış koltuklardaki oturma düzeni garipti ama bundan gariplikler bölümünde bahsetmem gerekirdi, geçti borun pazarı.

Düşünce fırtınası 4 : Cumartesi gecesi

Bir cumartesi gecesi daha geldi çattı...25. hafta sonu, ve ben hala ne yapsam diye düşünüp karalar bağlıyorum.Arkadaşlarla çıkılabilir tabii, ama nereye...Taksim kalabalık ve uzak, Kadıköy gereksiz, Sangria her zamanki şey...
Belki District 9'a gidebilirim, ya da bi şarap alıp evde izleyebilirim.Ya da haftalık dizilerimi tüketebilirim.


Düşünce fırtınaların özeti : 6 ay sonunda bu ayrılık olayına hala alışamadım, allah sonumu hayretsin.

(6 saat sonra)

Düşünce fırtınası 5 : Huzur

Kendi içinde o kadar huzursuz olan bir insanın bir fotoğrafı bile huzur verebilir mi? (cevap evet).

Cuma, Kasım 13, 2009

Bir şarkı yazabilseydim - Bölüm 1 - Arid, You Are

Yeni bir bölüm başlıyor blogumda : "Bir şarkı yazabilseydim"...

Genelde bu başlayan bölümlerim ilk yazıyla son buluyor, ama artık şarkı yapamayan, ve dinlediğim her şarkıda kendimi bulan ben, "ben yazsam bu kadar olurdu" dediğim şarkıları paylaşacağım.

Evet açılışı Arid ile yapıyorum.You are...Liseden beri severek dinlediğimiz bu grubun, bu acılı-agresif-çaresiz-pek hissiyatlı şarkısı, "keşke ben yazsaydım" dedirten cinsten...

Aşkı değil, aşktan başka/öte bir şey anlatan bu şarkının güzide sözleriyle sizleri baş başa bırakırken, "you are the murder inside" diye özetlemek istiyorum.


I want to live with you
In your beds of bliss
Want to hide out
In your tenderness
I want the world to be
Made complete
On your life I will feed

You are
The summer rain
You are
What I can't explain
You are
The hurt inside
You are
What I cannot hide

It's freezing you
You're frozen still
Memories
Come flooding in
Turn the reel
Reverse the past
Are you trying to make
This moment last?

I want to live within
I can't live without
I want to build it up
So it can break me down
I am gonna let him have
His way with you
Do all things
that I wanted to

And again, and again

You are

The murder inside

Perşembe, Kasım 12, 2009

Eva Cassidy - Autumn Leaves




"...Since you went away the days grow long
And soon I'll hear old winter's song
But I miss you most of all, my darling
When autumn leaves start to fall..."

Çarşamba, Kasım 11, 2009

2012 & Vat dı fak dünyanın sonu




Aylardır heyecanla beklediğim bu film sonunda bu cuma günü vizyona giriyor.Salonun 3te1'i şimdiden dolmuş durumda, biz de biletilerimizi aldık.Bu filmden çıktıktan sonra hayatımın bir anlamı kalmayacak olmasından endişe duyuyorum.O kadar heyecanla bekledim ki, bundan sonra bekleyecek bir şeyim kalmadığı için boşluğa düşebilirim.

Canım toblerone çekiyor.Pıff...


Eklenti : Veeeee bugüüüüün Sex and the City'nin 2.filminin Mayıs ayında vizyona gireceğini öğrendim ! Yaşasın yine heyecanla bekleyeceğim bir şey var !

Pazar, Kasım 08, 2009

He's just not that into you...




"Girls are taught a lot of stuff growing up: if a boy punches you he likes you, never try to trim your own bangs, and someday you will meet a wonderful guy and get your very own happy ending.
Every movie we see, every story we're told implores us to wait for it: the third act twist, the unexpected declaration of love, the exception to the rule. But sometimes we're so focused on finding our happy ending we don't learn how to read the signs. How to tell the ones who want us from the ones who don't, the ones who will stay and the ones who will leave.
And maybe a happy ending doesn't include a guy, maybe it's you, on your own, picking up the pieces and starting over, freeing yourself up for something better in the future.
Maybe the happy ending is just moving on.
Or maybe the happy ending is this: knowing after all the unreturned phone calls and broken-hearts, through the blunders and misread signals, through all the pain and embarrassment...
You never gave up hope. "